Değişim!
Hiç birimiz dünyaya bilgi dolu olarak gelmeyiz. İyi veya kötüyü bu dünyada öğreniriz. 18 yaşına geldiğimizde de olgunluk çağına ulaşmış olamayız. Çünkü fikirlerimizi sürekli değiştirerekten ve de hata yaparaktan öğreniriz hayatı. Şimdi geriye dönüp baktığımda ne çok hata yaptığımı görüyorum. Kendimi bildim bileli değişim yaşıyorum. Kim bilir bundan sonrada ne çok değişim yaşayacağım. Değişim yaşamak olumlu da olabilir olumsuz da. Bu kişinin seçimidir. Diyeceksiniz ki ben hep acılar yaşadım onun için negatif olarak değiştim. Acılardan iyi dersler çıkarırsak bize pozitif olarak geri döner. Bakın Dostoyevski’nin bakış açısına; “İNSANIN RUHUNU YÜCELTEN BİR ACI, UCUZ BİR MUTLULUKTAN EVLADIR.”
Bazen bir günde yaşadığımız büyük acılar bize on yılda yaşayacağımız kadar olgunluk verir. Yeter ki ders almasını bilelim. Bundan eminim çünkü gençliğimde yaşadığım büyük acılar bugünkü Tülay’ı yarattı. Yaşadığım büyük acıya gelince daha önce yazılarımı okuyanlar bilirler ama yine de burada tekrarlamak istiyorum. Çok gençtim daha hayatı yaşayacak vaktim bile olmamıştı ki doktorlar benden ümidi kesmişlerdi. Çok az ömrümün kaldığını söylemişlerdi. Hastalığı yenmemin tek çaresi olarak da stresi hayatımdan çıkartmak olduğunu ifade etmişlerdi. Ama hala yaşıyorum. Çünkü acılardan dersler çıkarttım ve değişim yaşadım. Bunu nasıl başardın derseniz; Okuyarak ve çevremdeki insanları gözlemleyerek başardım.
J.R.Cowell’in şu cümlesini okuduğum zaman hayatım değişti: “ANCAK APTALLAR VE ÖLÜLER DÜŞÜNCELERİNİ HİÇ DEĞİŞTİRMEZLER” Ben aptal değildim. Henüz ölmediğime göre düşüncelerimi değiştirmek zorundaydım. Ya da ölmemek için değişmek zorundaydım.
Fikirlerimiz 18 yaşındayken farklı, 38 yaşındayken farklı, 58 yaşındayken farklı. Çünkü değişiyoruz. Acılar ve mutluluk yüzünden değişiyoruz. Bazen başkalarına akıl veririz. Oysaki öncelikle biz değişebiliyor muyuz? Yüzyıllardır insanlar kendilerini değiştirmek konusunda hep geri adım atıyorlar ki Tolstoy bile insanlara şöyle demiş; “HERKES DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYOR, KİMSE KENDİNİ DEĞİŞTİRMEYİ DÜŞÜNMÜYOR.”
Daha eski yazılarımdan birinde kırılma noktasını anlatan bir yazı yazmışım. Hatta bu konuyu televizyonda bile işlemiştim. Bazen hayatta çok zorlanırız. İşte o noktada merdivenin bir üst basamağına atlayabilirsek bu zorluğu yendik demektir.
Hayatımızdaki değişimi sağlayanlardan biri de okumaktır. Ben büyük değişimlerimi okumakla sağladım diyebilirim. Üzerinde günlerce düşündüğüm kitaplarım oldu. Bazı önemli cümleleri yazıp evin her tarafına astığım oldu. Gidip geldim okudum. Bunu hala bugün bile yapıyorum.
Değişim çağa ayak uydurmaktır ya da bulunduğun ortama. Ayak uyduramayanlar da profesyonel yardım almalılar bence.
EĞER SON BİRKAÇ YILDA ÖNEMLİ BİR FİKRİNİZİ DEĞİŞTİRİP YENİSİNİ EDİNMEDİYSENİZ, HEMEN NABZINIZI KONTROL EDİN; ÖLMÜŞ OLABİLİRSİNİZ” G.BURGESS
Yaşamak çok güzel
Yazan:Tülay Bilin
Yazıyı Ekleyen:gayem
Add comment Haziran 17, 2008
Kendin olmak!
“Kendin olmak” ne demek? Özgün olmak, kimseye benzememek, kimse gibi olmaya çalışmamak.
Şimdi bu yazıyı okurken diyorsunuz ki; “Ben kendimi bulamadım. Bir türlü kendim olamıyorum. Çevremdeki herkes kendini buldu, bir tek ben bulamadım.” Aman sakın böyle düşünmeyin. Siz bulamamış olabilirsiniz ama inanın ki çevrenizde de kendini bulamayanlar var. Ya da çok zor buldular.
4-5 yıl önce bilgisayar mühendisi biriyle tanışmıştım. Öğrenimini İsveç’de yapmış. İsveç Üniversitesi’nde bir araştırma yapmışlar. İsveç’te kendini bulma yaşı kaç acaba diye. Bu anketin sonucu şöyle çıkmış. İsveç’te kendini bulma yaşı 20-25 arasıymış. Aynı anket Ankara’da Hacettepe Üniversitesi’nde yapılmış. Türkiye’de ise kendini bulma yaşı 45-50 arası çıkmış. Hani deriz ya ah bu kafayla bir genç olsam diye. Bunu imkansız olarak görürüz. Oysaki dünyanın bir yerinde insanlar bu kafayla gençler. İnsan bunu duyunca üzülüyor. Bu suçun tamamı bizim değil. Biz kalkınmakta olan bir ülkeyiz. Ülkemizin durumu da bizim kafa yapımızı belirliyor. Ancak unutmayalım ki bizim de suçumuz var. Eğer kendimizi ülkenin akışına bırakırsak, ancak 45-50 yaş arası kendimizi bulabiliriz. Yani kendimiz oluruz.
İyi tamam da o zaman ne yapmam gerekli diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Okuduklarımdan ve yaşadıklarımdan öğrendiğime göre bazı tavsiyelerim olabilir. Bence kendini bulmak için hayatın sorumluluklarını tek başınıza taşımalısınız. Yani ailenin kanatları altında ekmek elden su gölden yaşayarak insan kendini bulamaz. Hayatın acı ve tatlı yüklerini taşımalısınız. Yani ayaklarınızın üstünde durmalısınız. Maddi ve manevi hayatın yükünü taşımalısınız. Bu ailenizi terk edin onlarla bir daha hiç görüşmeyin demek değildir. Aile, mutluluktur. Ama insanın büyümesi için kendi sorumluluğunu kendisinin taşıması gereklidir. Geçenlerde bir arkadaşım 95 yaşında annesi kaybetti. Ömrünü annesiyle birlikte geçiren bu arkadaşım bana dedi ki; “Annem öldükten sonra büyüdüğümü hissettim. O hayattayken hep evin küçük kızıydım.”
Evet, ailenin yanındayken insan kendini evin küçük kızı veya oğlu sanıyor. Oysaki onlar hayattayken onların yardımıyla kendimizi bulmalıyız. Mümkünse kendinize yeni bir hayat kurun. Ya da uzaklara gidin. Sadece siz, tek başınıza. Kararlarınızı tek başınıza verin. Bir gece yalnız olmanın korkusunu yaşayın. Hasta olduğunuz bir gece hastalığınızla başa çıkın. Parasız kalmanın acısını yaşayın. Çevrenizle iyi iletişim kurmak için mücadele edin. Kendinizi topluma kabul ettirmek veya ettirememek korkusunu yaşayın. Çok sevin, aşık olun ve kaybedin. Kaybetmenin acısını yaşayın.
Amerikalı ünlü yazar Paul Auster “Yalnızlığın Keşfi”nde hayatının muhasebesini yapıyor ve kendini bulmanın tek yolunu şöyle açıklıyor; “Adından, ailenden uzaklaşmak, tanınmadığın bir yerde yeni bir hayat kurmaktır.”
Ben de yazar gibi düşünüyorum. Uzaklaşmak insanı daha çabuk olgunlaştıran ve hayatı daha iyi öğrenmeye yarayan bir yaşam biçimidir.
Yazan:Tülay Bilin
Yazıyı Ekleyen:gayem
Add comment Haziran 17, 2008
Bir gün bir kral,bir dilenciyle karşılaşır…
Dilenci nasıl olunur?
Hikayeye göre bir kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar. “Dile benden ne dilersen” diye soran krala dilenci gülerek, “sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” der. Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. “Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne istiyorsun?” “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım” der. Dilenci sıradan bir dilenci değildir.
Kral ısrar eder. “Ne istersen iste sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz” der. Bunun üzerine dilenci, elindeki kâseyi krala uzatır ve “bu kâseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?” diye sorar. Kral bir kahkaha atar ve vezirine kâseyi altınla doldurmasını emreder. Kâse dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır.
Bir dilencinin kâsesini dolduramadığı ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kâseye. Ne var ki kâsenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kâse sürekli olarak boş kalmaktadır. Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır: “Tamam, tamam sen kazandın”. “Dileğini yerine getiremedim ama lütfen bana kâsenin neden yapılmış olduğunu söyle” der. “Çok basit” diye yanıtlar dilenci. “İnsan dimağından yapılmıştır.
Yani insanın arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir. İstek dediğin nedir ki! İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin bir iş istersin… Bir araba… Ev… Eş… Bir başka şey!.. Tek tek her birini elde ettiğinde, her şey anlamını yitirir. Neden? Çünkü beynin, aklın onları dışlar. İş senin, araba da garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir.
Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın. İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek bir ’dilenci’ olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasın demektir. Bu durum ancak seni mutlu edecek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. Ve gerçek tatmine ve mutluluğa ancak o zaman erişirsin” der. Gelelim hikayenin verdiği derslere: Kral bile olsanız bir dilenciden bile öğrenebileceğiniz çok önemli yaşam dersleri olabilir.
Gerçek mutluluk insanın içinde ve kendisinin elindedir. Mutluluğu ve başarıyı yakalayamayanlar, hatayı başka yerde değil kendi içlerinde aramalıdırlar. Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeğe devam edebilme becerisi yaşamı anlamlı kılar. Bir kralın dilenciye, bir dilencinin de krala dönüşmesi an meselesidir. Yaşam, dilenmek için çok kısa, dilenci olmak içinse çok uzundur…
Yazan : Pembe Candaner
Kaynak : SABAH
Yazıyı Ekleyen:gayem
Add comment Haziran 17, 2008
Mutlu bir gün için önemli sırlar!…
Nedir bu asık yüz, neden homurtular içindesiniz. Bir türlü mutlu olamıyorsunuz.. “İşte berbat bir gün daha.” yakınmalarıyla yataktan kalkıyorsunuz. Oysa güne daha iyi başlamak da mümkün. Bir gün, nasıl başlarsa öyle gider! Uzmanların bu alandaki önerilerine kulak vermek lazım… İşte size bir güne güçlü ve moralle başlamak için ipuçları.
Güne nasıl başlarsanız bütün gününüz öyle geçecektir. O yüzden günü moralle başlamak çok önemlidir. Birçok insan homur homur yataktan kalkar ve bütün gün de o homurtularıyla kendisini olduğu kadar çevresini de rahatsız eder. Yatakta gözünüzü açtığınız andan itibaren günü yapılandırmak sizin elinizde. Mutlu, başarılı, insan ilişkilerinde doyurucu bir güne merhaba demek için bazı yöntemleri yaşama geçirmeniz gerekiyor. İşte mutlu bir gün için size bazı önemli sırlar:
Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin.
Her gün kendiniz için olumlu onaylamalarla uyanmayı alışkanlık haline getirmeye gayret gösterin. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz: “Bugünüm aydın olsun. Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum.”
Pencerenin önüne gelin ve dışarıya (doğaya bakarak) nefes alıp vermeye başlayın. Bu “nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Bunu birkaç kez tekrarlayın.
Sabahleyin eğer kendinizi çok ağır ve hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyorsanız mutlaka egzersizle başlayın güne. Ya da enerjinizi sağlamak için bol vitaminli bir kahvaltı hazırlayın. Güne enerjik başlarsanız bütün gün öyle geçer. Bunu için şu sözü aklınızdan geçirin: “Hiç kimse içindeki coşkuyu kaybetmiş bir insan kadar yaşlı olamaz!”
Beş veya on dakika denizi ya da yeşil bir alanı seyredin. Bu ortamda varlığınızı fark edin. Sahip olduklarınız için evrene (Örneğin sevdiğiniz işte çalıştığınız için ya da sağlıklı olduğunuzdan dolayı) teşekkür edin.
Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla… Onlarla aranızdaki bağ günü mutlu geçirmeniz için size enerji sağlayacaktır. Örneğin işe giderken yolunuzun kenarındaki çiçekleri mutlaka “görün” varlıklarından dolayı mutlu olduğunuzu düşünün. Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar.
Her gün birisi ya da bir şey için iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. Örneğin “Seni seviyorum.” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın. Ancak asla “Ben yaptım”, “Ben gittim!”, “Ben hallettim!” gibi sözleri kullanmayın.
Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? Ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın. Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zaman da olumsuz duygularla örülü bir çemberin bedeninizi saracağını.
Miş gibi oyununu oynayın ve “Bugün mutluyum.” deyin. Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz.
Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak kendinizle ilgili “olumlu haberler” yayınlayın! Unutmayın, iş yerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu “haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. Örneğin “Bugün kendimi harika hissediyorum.” deyin. Her firsatta bunu tekrarlayın. Kendinizi gerçekten iyi hissetmeye başladığınızı göreceksiniz.
O günün kötü geçeceğine dair bir düşünce zihninizde belirdiyse bunu derhal uzaklaştırın düşüncelerinizden. Örneğin “İşe gidiyorum, müdürümün o berbat yüzünü göreceğim yine.” diye düşünmek yerine, “İyi ki bir işim var, sorunlarımı paylaşacağım bir iş arkadaşına sahibim.” diye düşünün. Uzmanlar, bu tür olumlu sözlerin yolda yürürken ya da gün boyunca dönem dönem tekrarlanmasını öneriyorlar.
İşinizde veya çevrenizdeki insanlara daha farklı bakmayı deneyin. Örneğin insanlara “değer katma”yı düşündünüz mü? “Yardımcılarımın değerine değer katmak için ne yapabilirim?” diye kafa yorun. Onların daha verimli olmalarını sağlamak için ne yapabileceğinizi düşünün. Unutmayın bir insanın iyi yanını ortaya çıkarmak için önce onun en iyi yanını hayalinizde canlandırmaya çalışın.
Eğer zorlu bir günü başlayacaksanız (Önemli toplantı, sınav veya konuk ağırlama gibi) hayal gücünüzü devreye sokun. İmgelemeniz, bedeninizin davranışlarını inanılmaz ölçüde belirler. Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. O gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle olun. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş…” Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir!
Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, “Her şeyin güzel, saçların, dökülüyor olabilir ama sahip olduğum tek şey sensin.” deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır. Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır.
Kaynak: kadinvizyon.com
Add comment Haziran 17, 2008
Hayalleriniz mi çok? Yoksa hayal kırıklıklarınız mı?
Size bir şey sormak istiyorum, demişti… Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı? Ben de sana bir şey sorayım, dedim… Denizdekiler mi çok, yoksa kaçırdığın balıklar mı? * Denizde, kaç balık olur? Ama oltan, bir tanedir! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğ in miktar sınırlıdır… Oltan bir tanedir; Ama deniz balık doludur! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğ in miktar sana bağlıdır…
* Tarlaya kürek batırmak gerçektir; fakat tohum atmak hayal… Denize kova daldırmak gerçektir; fakat olta atmak hayal…
* Hayal kırıklıkları olmasa, hayallerin kıymeti olur muydu? Senin çaban, bunun için kıymetli; alın terini değerli kılan, bu… İyi ki, balıklar gibi deniz suyunda beslenmiyorsun da; balık tutman gerekli… İyi ki, solucanlar gibi besinin toprak değil de; toprağın cevabını bekliyorsun…
* Hayâller balıklar kadar çok; fakat oltan bir tanedir veya iki tanedir yahut birkaç tanedir… Peki ya hayal kırıklıkların?.. Dilerim ki çok olsun ve çok kırılsın hayallerin, dökülsün yaşı gözlerinin. Çünkü bu senin zenginliğindir, bu senin öğretmenindir, bu senin gücündür, ısrarındır, sabrındır… Yarına kalıcılığındır…
* Çok korkardım; ilk atışında bir kör balık yutsaydı oltandaki iğneyi?.. Ya ikinci atışında da topal bir balık düşseydi oltanın üstüne?.. Ya olsaydı bunlar ilk denemelerinde?
* Bir bebeğin yürümesi; sayamayacağın kadar çok düşmesiyle mümkün! Hiç kimse, ilk taytay duruşundan sonra rap rap adım atmaya başlamadı… Şu an yürümekte olan herkes önce düştü; sonra gene düştü ve ardından tekrar düştü ve sonra bir daha düştü, bir daha ve on defa ve yüz defa daha düştü, öyle değil mi?.. Sen neden farklı olasın? Sen niye imtiyazlı olasın da hiç kimsenin elde edemediğine sahip olasın?
* Eleğin ve eleği sallayışın ayırır hayal ile hayal kırıklığını, devam et! Oltayı atışın, iğneyi bağlayışın, yemi takışın ve hatta kenarda duruşun bile tesir eder, balığın seni seçmesine… Fakat hep öğrenirsin, her defasında yine ve yeniden öğrenirsin…
* Hayal kur, çalış, başarama… Hayal kur, çabala, ulaşama… Hayal kur, didin, kavuşama… Hayal kur, yorul, yetişeme… Hayal kur, koş, varama… Hayal kur, ümitlen, elde edeme… Hayal kur, devam et… Hayal kur, devam et… Hayal kur, devam et… Çünkü senin işin bu; Hayal kuracaksın ve devam edeceksin… Durmayacaksın. .. Yılmayacaksın. .. Öyle çok tekrar edecesin ki işini; artık bıkacak sana sataşmaktan, seninle zaman harcamaktan başarısızlık!..
* Bir insanın yapacağı en büyük hatalardan biri ne, biliyor musun? Ya tutamazsam, diyerek; denize olta atmaktan vazgeçmek! ….
Dilerim çok kırılsın, ama kırılmakla bitmeyecek kadar da çok olsun hayâllerin!
Alıntıdır.
Add comment Haziran 17, 2008
Paket bir HAYAT!
Yeni bir hayat verseler diyorum… Hani dumanı üzerinde. Sıcacık, annemin kollarında yeniden başlasam hayata yada başlasak…
Kapatın gözlerinizi ve düşünün şimdi; ne hayalleriniz vardı şu zamana kadar ve neleri gerçekleştirebildiniz. Ne kadar çaba gösterebildiniz emeklerken koşabilmek için? Neden ve ne için vazgeçtiniz? Ya da idealiniz için ne kadar dürüsttünüz kendinize? İmkansız mıydı bu kadar istediğiniz yerde olabilmek?
Sorular sorular… Bitmek bilmez tükenmeyen cevabını bilmediğin ne çok soru üşüşüyor değil mi beynine? Bazen çıkarıp atsam diyorsun hepsini düşüncelerimden. Bazen de onlarla varolduğunu düşünüyorsun.
Doğduğunda ağlamanı duymak isterler. Sonra gülücüklerini, sonra ilk heceni, kelimeni, emeklemeni, yürümeni, okula ilk başladığın günü… İlkler bitmez hiç hayatta.
Sonra bir bakarsın başka bir hayat giydirmişler üzerine. Ben bu değilim dersin inatla ama onlar daha inatçı, sensin derler. Bu olmalısın. Doğru olan bu senin için. Ya bırakın dersin kendi doğrumu kendim bulayım. Hataları yapmadan doğru istemiyorum ki ben. Bu benim hayatım diye bağırırsın, haykırırsın sessiz çığlıklarla… Duymazlar duymak istemezler sesini. Kapatırlar kulaklarını hepsi birden. Hatta yetmez kendi ellerinle senin kulaklarını kapatmanı isterler.
Hep aykırı oldum nedense. Onların doğrularına inanmayıp hatalar yaptım bazen. Ya da onların hatalarını doğrulara çevirdim ben. İnanmadım kendim yaşar görürüm dedim. Yaşadım, bazen yanıldım, bazen duruldum, bazen kırıldım, bazen darıldım yaşama. Görün beni fark edin diye bağırdım belki de. Duyurdum hep sesimi. Kapatsalar da kulaklarını hissettiler belki de.
Bu benim hayatım. Bana bahşedilmiş bir hayat bu. Sizin istediğiniz gibi olmayacağım dedim. Benliğimi seçtim. Sizin istediğiniz gibi yürümeyeceğim dedim, koşmayı seçtim. Sizin sevdiklerinizi sevmek, sizin sözlerinizi söylemek, sizin gibi giyinmek ya da gülmek istemiyorum dedim! Ve aykırı oldum gözlerinde. Varsın olsun be arkadaşım. Umurumda değil söyledikleri, umurumda değil için için bazen başaramadığıma gülmeleri ve umurumda değil paket hayatlara bürünmeleri.
Ben buyum işte.Ne derlerse desinler.Kimselerin istediği gibi değil ben gibi yaşamak gerek bana.Geçen tek bir saniyemi kim geri verebilir ki?Verdiğim tek bir nefesi kim sahiplenebilir?Paket hayat istemiyorum ben.Hediye paketine bürünüp ruhumu benden çalmalarını izleyemem ki.Onlar benden hayatımı çalarken alın sizin olsun üstü kalsın diyemem değil mi?
Kimselere vermem zincirlerimi gerekirse kendi prangalarımı kendim çözerim bileklerimden. Ağır da olsa taşırım yükümü kime ne? Kanasada ruhum ben sararım yaralarımı
Yeter ki paket hayat giymemi istemesinler ruhuma…
Alıntıdır.
Yazıyı Ekleyen:gayem
Add comment Haziran 17, 2008