Posts filed under 'BEYİN GÜCÜ'
Beyninizi şaşırtın,düşünme biçiminiz değişsin!
İnsan beyni, günlük yaşamda basit yöntemlerle kalıplardan kurtarılarak daha verimli çalıştırılabilir.
Ege Üniversitesi (EÜ) Temel Tıp Bilimleri Fizyolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurselen Toygar, “Her gün gittiğiniz yolu, sabah uyandığınız müziği, oda ve büronuzun düzenini değiştirerek beyninizi şaşırtın. Çalışmayan beyin hücrelerini çalışır hale getirirsek 60 yaşında bile bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz” dedi.
Prof. Dr. Nurselen Toygar, beynin emir vermeden çalışmadığını, sürekli aynı yönde yapılan şeylerin beyni tembelleştirdiğini söyledi. Beyinden daha fazla yararlanmak için bir takım pratik yöntemlerin uygulanması gerektiğini belirten Toygar, şu bilgiyi verdi: “Hayal gücüyle beyni çalıştırmaya sevk edebiliriz. Bir amaç ve hedefimiz varsa, beynimizde bu amaç ve hedefe adım adım ulaşma yollarını hayal ederek ve daima pozitif düşünerek ulaşabiliriz. Hayal kurmak beynin çalışmasına katkı sağlıyor. (En büyük mucitler en çok hayal kuranlardır) sözü bu anlamda söylenmiştir. Bilgi ve belleğin oluşumu, gelişmesi ve olgunlaşması için hayal kurulmalı. Her gün gittiğimiz yolu, sabahları müzikle uyanıyorsak onu, oda ve büromuzun düzenini, izlediğimiz televizyonun yerini, çocuklarımızla yemek yediğimiz masadaki yerimizi arada bir değiştirebiliriz. Bu, beynimizi kalıplardan kurtarır. Beyinler paraşüt gibidir, açılmadıkça çalışmaz.”
BEYİN HÜCRELERİ ARTAR MI?
Son 4-5 yıla kadar ölen beyin hücrelerinin yerine yeni hücrelerin oluşmadığının savunulduğunu ifade eden Prof. Dr. Toygar, bu görüşün değiştiğini ve beyin hücrelerinin artabileceğinin ortaya konduğunu söyledi.
Beyin hücrelerinin artmasının, beynin daha verimli kullanılmasını sağladığını bildiren Toygar, her insanda milyarlarca adet bulunan beyin hücrelerinin, her gün ortalama 10 bininin öldüğünü kaydetti.
Toygar, şöyle devam etti: “Beyin fonksiyonları 18-23 yaşlarında artar, 40 yaşından sonraysa hızla azalır. Günde 10 bin hücre ölüyor. Ama 65-70 yaşına kadar ölen hücrelerin sayısı toplam hücrelerin ancak yüzde 5’ine ulaşabiliyor. Demek ki beyne hücre takviyesi oluyor. Ama takviye olurken o hücreler, (ben beyin hücresi olayım) demiyor. Bizim (kök hücreler) dediğimiz hücreler var. Bunlar beyin hücresine dönüşebiliyor. Her beyin hücresi öldüğünde, bellek depolama, yeni bilgileri alma ve öğrenmede zayıflama oluşuyor. Eğer beyin hücrelerimizi çalıştırırsak, 60 yaşında, bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.”
STRES BEYİN HÜCRELERİNİ ÖLDÜRÜYOR
Her insanda beyin hücre ölümünün aynı oranda olmadığını, kişinin biyolojik yapısı, stres, sigara, alkol, yüksek tansiyon, kolesterol ve çevre koşullarının bunda etkili olduğunu bildirdi. Stresin en önemli etken olduğuna işaret eden Toygar, stresin bir takım zararlı kimyasal elektronlar oluşturduğunu, bunların beyin hücrelerine yapışarak, zehirlediğini sözlerine ekledi.
Kaynak : www.haberim.com
Yazıyı Ekleyen:gayem
Add comment Haziran 17, 2008
NEDEN UYUYAMIYORUZ? NEDEN ? NEDEN ?
NEDEN UYUYAMIYORUZ?
İyi bir gece uykusu kimileri için perdeleri çekip ışıkları kapatmak kadar kolay. Fakat bazılarımız için mücadele.
Bazen eşin horlaması, bazen depresyon, bazen ilaçlar…Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Uyku Bozuklukları Birimi’nin yönecicisi Prof. Dr. Hakan Kaynak,Cosmoturk’e uykusuzluğun nedenleriyle ilgili açıklamalarda bulundu.
GEÇİCİ UYKUSUZLUK
Genellikle iyi uyuyanlarda ve uykusuyla ilgili şikâyeti olmayanlarda bir veya birkaç gece süreyle ortaya çıkar. En sık görülen uykusuzluk tipidir. Otel odası, arkadaş evi gibi alışık olunmayan ortamlarda, sınav, seçim, iş görüşmesi gibi gerginlik yaratan olaylar öncesinde veya geçici bir hastalığın yol açtığı ağrı, kaşıntı gibi durumlarda geçici olarak ortaya çıkar. Bazılarında geçici uykusuzluk, mutlaka uyumak zorunda hissedildiğinde de belirebilir.
KISA SÜRELİ UYKUSUZLUK
Bir ila dört hafta devam eden uykusuzluklar bu gruba girer. Gerginlik yaratan bir olay veya hastalık sonucunda ortaya çıkar. Genellikle sebebin ortadan kalkmasıyla düzelir. Ancak bu gruptaki hastalarda uykusuzluğun uzun süreli hale dönüşme tehlikesi ihmal edilmemeli.
Gerektiğinde aşırı kullanıma yol açmayacak şekilde uygun bir ilaç tedavisi düzenlenmelidir. Çünkü kısa süreli uykusuzluklar çoğu zaman uzun süreli uykusuzluğa dönüşür.
UZUN SÜRELİ UYKUSUZLUK
Uykusuzluk süresi bu grupta aylarla ifade edilir. Psikolojik, psikiyatrik, organik, ilaç kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkar. Bazen bu nedenlerden birkaçı görülebilir. Uyku ilaçlarıyla tedavi edilmeyen bu tür uykusuzlukların mutlaka doktor tarafından değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gerekir.
ÖĞRENİLMİŞ UYKUSUZLUK
Hastalık öncesinde uykusundan nadir olarak şikâyeti olan hasta, genellikle gerginlik yaratan bir olay sonrasında uyuyamamaya başlar. Bazen sevindirici bir olay, bazen bir hastalık, bazen iş veya ailede ortaya çıkan önemli bir problem buna neden olur.
Problem ortadan kalktığında uykunun normale döneceği inancıyla ilk günlerde uykusuzluk ciddiye alınmaz. Ancak bir süre sonra hasta uykusuzluğu başlatan neden kaybolduğu halde uyuyamadığını fark eder. Bu andan itibaren, uyumak hasta için önemli bir problem oluşturur.
Akşam saatlerinde, “Acaba bugün uyuyabilecek miyim?” diye düşünmeye başlar. Hasta uyuyabilmek için bazı önlemler alır, akşamları kahve, çay içmemeye, çevresindeki gürültü kaynaklarını kaldırmaya çalışır. Erkenden yatıp, ertesi gün işine zinde gitmeyi planlar. Ama ne yazık ki bu planlar boşa çıkar.
YATAĞA DÜŞMANLIK DUYMAK
Televizyonun karşısında gözleri kapanan, uyuyakalan hasta, kalkıp Yatağa düşmanlık duymak! Televizyonun karşısında gözleri kapanan, uyuyakalan hasta, kalkıp pijamalarını giyip yatağına gittiğinde uykusu kaçar. Hastalar sabah kalktıklarında kendilerini yorgun ve güçsüz hissederler. Bu his bütün gün boyunca devam eder. Bir önceki gün yaşadığı hissi bir daha yaşamak istemeyen hasta ertesi gece daha fazla uyumaya gayret eder. Bu, uykunun daha fazla kaçmasına yol açar. Sonunda uykuya ve uyunan ortama karşı kötü bir şartlanma, düşmanlık hissi oluşur. Bu nedenle hastalar zaman zaman yatakları dışında uyumayı denediklerinde normal bir uyku uyuyabilirler.peki psikiyatrik durum uykuyu etkiler mi? En sık görülen uykusuzluk nedeni psikiyatrik kökenlidir. Hemen hemen tüm psikiyatrik hastalıkların seyri sırasında uykusuzluğa rastlanabilir. Bazen uyku bozukluğu diğer şikâyetlerin gerisinde kalır, bazen de diğer şikâyetler kadar önemsenmez.
Hasta sadece uykusuzluk şikâyetiyle hekime başvurur. Çoğunlukla asıl hastalık göz ardı edilir, hasta çeşitli uyku ilaçlarıyla tedavi edilmeye çalışılır. Psikiyatrik kökenli bozukluklar arasında depresyon, panik bozukluklar, alkolizm gibi sorunlar yer alır.
DEPRESYON
Depresyona giren hastalarda duygular, keder ve mutsuzluk yönünde artar. Hasta durgun, ilgisiz ve isteksizdir. Ancak belirtiler her zaman çok belirgin olmadığından teşhis koymak güçleşebilir. Bu durumda iştahta azalma ve kilo kaybı, uykusuzluk ve seyrek olarak aşırı uyuma isteği, ölüm ve intihar düşünceleri, kendini değersiz görme gibi belirtiler olur.
Depresif hastalardaki uyku şikâyeti yüzde 95 oranına kadar yükselebilir. Hatta bazen uykusuzluk o kadar ön plana geçer ki, diğer depresyon belirtilerini maskeleyebilir. Depresif hastadaki uyku şu özellikleri gösterir: Hasta uykuya dalmakta güçlük çeker. Gece içinde sık sık uyanır, bu nedenle uykusunun devamlılığı bozulur. Hasta sabah erken uyanır, hissettiği aşırı sıkıntı tekrar uyumasına engel olur.
Hasta uykusunu yetersiz ve dinlendirici olmaktan uzak olarak yorumlar, ertesi gün kendini bitkin hisseder. Depresyonun şiddeti artıkça uykusuzluk da belirginleşir. Uykusuzluk, depresyon düzeldikten sonra da devam edebilir.
NEZAMAN UZMANA BAŞVURMALI?
Eğer bir ay süreyle uykusuzluk sorunu devam ediyorsa gidilmeli. Yoksa bu durum kronik hale gelebilir ve tedavisi güçleşebilir.
ÇEVRESEL FAKTÖRLER
Yatak odasının gürültülü, çok eşyalı ve yatağın rahatsız olması uykuyu bozar. Eşlerden birinin horlaması, yatakta kitap okuması veya ışığı açık bırakması da etkenler arasında. Çiftlerin birbirinin uykusunu kötü yönde etkilediğine ilişkin birçok çalışma var. Uykusuzluk çekenlerin ayrı yataklarda bulunması uykuya dalmayı kolaylaştırabilir.
KİMLER UYKUSUZLUKTAN MÜSTARİP?
Stresli, uzun çalışma yaşamına sahip olanlar. Politikacılar, yoğun büro işi yapanlar, gazeteciler, televizyoncular, nöbeti olan polisler, doktorlar, yeni bebeği olan anneler…
ÇOCUKLARIN UYKU SÜRESİ
Bebekler, ilk üç aylık dönemde günün yaklaşık 16-18 saatini uykuda geçirir. Üç aydan itibaren daha kısa süre uyumaya ve gece uykusunda daha seyrek uyanmaya başlar. Altı aylıkken uyku ihtiyacı 12 saate iner ve bu ihtiyaç ilkokul sonuna kadar devam eder. İlkokuldan sonra erişkin uykuya yaklaşılır .
Kaynak : haberturk.com
Yazıyı ekleyen : gayem
Add comment Haziran 17, 2008
NEDEN AKLIMIZI KULLANMAK YERİNE DUYGULARIMIZLA SÜRÜKLENİRİZ?
Beynimiz, duygular ve müşteri bağlılığı
Ne çok işitmişizdir: “İnsan akıllı hayvandır”. Ama değildir. Yani aklımızı düşündüğümüzden çok daha az kullanırız. Örneğin; matematik problemi çözerken, plan program yaparken, bir sorun yaşadığımızda düşünürken ağırlıklı olarak aklımızı kullanırız.
İyi ki de böyle yaparız çünkü yaşam akarken her durumda aklımızı kullanmaya çalışıyor olsaydık başımız fena halde derde girerdi. Kırkayağa sormuşlar: Yahu kırkayak senin kırk ayağın var, bunları birbirine karıştırmadan nasıl yürüyorsun? Kırkayak; “Vallahi hiç aklıma gelmemişti, bir düşüneyim” demiş, paralize olmuş. Arabayı kullanırken 100 metre ilerdeki kırmızı ışıkta durmak için hiçbir hesap yapmam.
Aklım başka bir yerde olabilir. Telefonla konuşuyor olabilirim. Ama tam yerinde dururum. Benim güzel beynim gerekli tüm hesapları yapar. Sürtünme gücü, arabanın aerodinamik hesabı, rüzgarın hızı ve yönü, frene ne kadar güçle basacağım bunlara dahildir.
Müşteri bağlılığı ve duygular Neden İstanbulda gidebileceğim ve memnun olacağım en az 20 restoran varken, kör değneğini bellemiş gibi üç tanesine giderim? Neden çok yakında bir sürü banka şubesi varken uzaktaki bir şubeyle işlerimi yürütürüm? Neden bir sürü mağaza varken hep birine gider alacağımı alırım? Alışveriş ettikleri mağazadan “çok memnun” olduklarını söyleyen müşteriler ikiye ayrılıyor: Firmayla çok sıkı duygusal bağı olanlar ve olmayanlar.
Müşteri kaybı, kullanım sıklığı, toplam ciro ve toplam harcama gibi kriterler açısından müşteri davranışını irdelediğimizde çok net bir resim ortaya çıkıyor: Duygusal açıdan memnun olanların getirisi, rasyonel açıdan memnun olanlara göre çok daha fazla oluyor. Yani daha çok ve daha sık satın alıyorlar. Oysa her iki grup da eşit derecede memnunlar. Ayrıca rasyonel açıdan memnun olanların davranışı, memnun olmayanların davranışından da pek farklı değil.
Beynimiz ve duygusal bağlılık Bir ürüne, hizmete veya bir markaya duygusal olarak bağlılık gösteren bir kişinin beyin aktivitesi, diğer müşterilerinkinden farklı olabilir mi? Evet farklı oluyor. Kişi bağlı olduğu ve olmadığı markayı düşündüğünde, beyin aktivitesi bağlı olduğu firma söz konusu olduğunda çok daha fazla oluyor. Bu aktivite beyinde duyguların işlendiği bölgede yer alıyor.
Bu da bize; duygusal bağlılıkla satın alma arasında güçlü bir nörolojik bağ olduğunu gösteriyor. Daha da ilginci duygusal memnuniyeti yüksek olan gruplarda:
1. Daha çok harcama yapılıyor. Bir otel zincirinde bu oran yüzde 100e ulaşıyor.
2. “Müşteri kaybı” yüzde 37 daha az.
3. 12 ay içinde harcama oranını yüzde 67 daha fazla arttırıyor. Oysa bu artış rasyonel olarak memnun olanlarda yüzde 8 düzeyinde kalıyor.
4. Bir süpermarket zincirinde mağazayı ziyaret yüzde 20 daha fazla ve mağazaya katkı yüzde 100 daha fazla.
5. Bir TV kanalını bir misli daha fazla seyrediyorlar ve reklamları izleme oranı yüzde 100 daha fazla.
Kaynak: J.H.Fleming, C.Coffman, J.K.Harter. Manage Your Human Sigma. Harvard Business Review, July-August 2005
Yazan : Emre Konuk
Kaynak : SABAH
Yazıyı ekleyen : gayem
Add comment Haziran 17, 2008
YETENEK NASIL GELİŞTİRİLİR?
Yeteneği geliştirmek
Ben iş dünyasında yönetimlerin ve yöneticilerin, çalışanların yetenekleri ve güçlü yanlarına odaklanmaları gerektiği üzerine yazdıkça, annelerden çocukları ile ilgili ne yapmaları gerektiğine dair mektuplar alırım. “Sen şimdi iş dünyasını filan bırak, çocuğumla ne yapacağım, onu söyle” der gibilerdir her seferinde. Herkesin birbirinin eteğinden çekiştirdiği bir dünyada bunun bir hayal olduğunu filan mı düşünüyorlar bilmiyorum.
Neyse biz gelelim çocuklara, annelere ve de bir kısım babalara. Temelde şu sorular sorulur:
1. Yetenek doğuştan mıdır?
2. Olmayan bir yetenek geliştirilebilir mi?
3. Sahip olduğumuz bir yeteneği ne zamana kadar geliştirebiliriz?
4. Geliştirmek için ne yapabiliriz? Bu soruların tam hakkını vermek burada olanaksız. Bir özet yapıp, “çocuğumuzun sahip olduğu yeteneği geliştirmek için ne yapabiliriz” sorusuna en yetkin cevabı veren kaynaklara yönelebiliriz.
1. Evet yeteneklerin genetik mirasla yakın ilişkisi olduğuna dair çok güçlü deliller var. Özellikle ikizlerle yapılan araştırmalar bunu gösteriyor.
2. Olmayan bir yeteneği geliştirmek için uğraş vermek, zamanı pek de verimli kullanmıyoruz anlamını taşır. Hepimiz uğraşırsak piyanoda birkaç parça çalmayı öğrenebiliriz. Ama Royal Philarmony’de konser piyanisti olarak çalacaksak, bu yetenek ister.
3. Bildiğimiz şunlar: Her yeni bir şey öğrendiğimizde beyin hücrelerinde yeni bağlar oluşur. Çocukların beyninde bu bağların sayısı yetişkinlerden çok daha fazladır. Çocuk sahip olduğu yeteneklerle ilgili deneyim fırsatı bulduğunda yani egzersiz yaptığında bu bağlar güçlenir ve adeta beyinde birer “anayol” oluştururlar. Bunlar çocuğun geliştirdiği yetenekleridir. Çocuğun kullanmadığı, egzersiz yapmadığı yeteneklerle ilgili bağlantılar zamanla budanır.
Aynı, bir ağacın güçlü dallar oluşturmasını sağlamak için bir kısım dallarını budamamız gibi. Yeteneğin gelişmesi; başka potansiyel yeteneklerin yok edilmesiyle sağlanır. Çocuğun hangi yeteneklerle doğduğunu bilmek çoğu zaman imkansızdır. Bu nedenle daha bebekken çocuğun değişik uyarıcılara maruz kalması ve bunun gelişim dönemlerinde sürdürülmesi önerilir. Çocuğun yetenekleri belirgin hale gelmeye başladıkça, yeteneklerini geliştirmek için kullandığımız araçları da ona göre seçmeye başlayabiliriz. Çocuğumuz 15 yaşına geldiğinde artık yeni bir yetenek geliştirmesi, ne kadar uğraşırsa uğraşsın artık mümkün değildir.
Daha doğrusu son araştırmalar böyle diyor. Eskiden bunu hangi araçları kullanarak yapacağımızı bilemezdik. Ama artık çok iyi eğitim almış, deneyimli “Gelişim Psikologlarımız” var. Türkçe’ye her gün çevrilen kitaplar var. Zihinsel gelişimi hedefleyerek tasarlanmış, her yaş için, hatta yetişkinler için bile oyuncaklar var. Çocuğumuzu Budamak Eğitim sistemi, ne yazık ki çocuğun yeteneklerini budamak için tasarlanmıştır. Çocuğun sahip olduğu yeteneği keşfedip ona odaklanmak yerine, olmayan yeteneği geliştirmeğe çalışır. Yalnızca geliştirmeğe çalışsa neyse, üst düzeyde performans hedeflenir.
Bir-iki dersten zayıf giden öğrencinin yaşamı karartılır. Bir çocuğun sayabileceğimiz tüm yeteneklerin, becerilerin ve ilgi alanlarının tamamına sahip olmasını ve üstün performans göstermesini beklemek; çocuğun ruhuna da, beynine de, zihnine de, tabiatına da aykırıdır. Bu şekliyle okul sistemi olgunlaşarak değil budanarak çıkılan bir çilehanedir. Çocuklarımızı okulların verdiği “zararlardan” korumak için elimizden geleni yapalım.
Dilimin sivriliği konunun öneminden kaynaklanmaktadır. İyi haber şu: Son 10-15 yılda eğitim sisteminin üzerine oturduğu varsayımları sorgulama ve bu doğrultuda yeni uygulamalar hızla sistemin içine sızıyor. Bu eğilimin işaretlerini ülkemizde de sevinerek gözlemliyoruz. Haftaya, çocuğumuzun öne çıkan, belirgin yetenekleri varsa nasıl bir tavır alacağız?
Yazan : Emre Konuk
Kaynak : SABAH
Add comment Haziran 17, 2008