Posts filed under 'İNSAN İLİŞKİLERİ'

Arızalı İilişkiler:İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın…

İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın…

Hikaye şöyle.. Çok eski zamanların dondurucu bir kışı yaşanırken, bütün hayvanlar acımasız soğuktan çok etkilenmiş ve çok büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri olmayıp, kendilerini sıcak tutması mümkün olmayan dikenleri varmış. Bu durumdan çok endişe duyan kirpiler, en az zararla kışı geçirebilmek için meclislerini toplamış ve çözüm aramaya başlamışlar. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına ve birbirlerine çok yakın durarak geceyi geçirmelerine karar vermişler.

Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak ve aralarındaki hava akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama daha önce hiç ön göremedikleri bir başka problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından kirpiler birbirlerini sivri oklarıyla yaralamışlar. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan dolayı kirpiler, bu defa da birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmaktan kendilerini kurtaramamışlar.

Ne var ki, her gece, bazen uzaklaşarak bazen de yakınlaşarak, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler. Bu değerli öğreti de onların hayatta kalmalarına neden olmuş. Kıssadan hisse; İster kabul edelim ister etmeyelim, hepimizin bizi kaplayan uzun dikenlerimiz var. Bunlar, bizim hayata karşı savunma mekanizmalarımız, filtrelerimiz. Bazen faydalı, bazen de zararlı. Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza ya da korkutuyoruz onları oklarımızdan, ya da başkalarının oklarından korkuyoruz. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza, sınamadan geçit vermiyoruz. Ne var ki, hayatta kalabilmek ve sıcaklık ancak yakınlaşmakla, birlikte hareket etmekle mümkün olabiliyor.

Sadece özel hayatımızda değil, iş yaşamımızda da bir takım olduğumuzu hiç unutmamalıyız. Hayatta kalabilmek ve rekabette öne geçebilmek için takım arkadaşlarımızla gerçek uyumu yakalamalıyız. Herkes önce kendi oklarının sorumluluğunu alıp, karşısındakiyle en uygun mesafeyi hemen ayarlamalıdır. Bu sadece bulunduğumuz takımın değil bizim de hayatta kalmamızı sağlayacak sihirli bir yaşam dersidir. İş hayatında esnek olmak, değişen kurallarla birlikte değişimi yakalayabilmek çok önemli. Tabiatımızda var olan oklarımızı, ne kendimize karşı ne de takım arkadaşlarımıza karşı kullanmalıyız. Oklarımızı çıkarma ve kullanma zamanını da çok dikkatli ayarlamalıyız. Yeni dünya birçok çelişkiyi de içinde barındırıyor. Oksuz, oklu kirpiler görme zamanımız artık gelmiştir.

Bu çelişkiler içinde var olmayı başaran kişi ve kuruluşlar hayatta kalabilecekler. Bir an önce, birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk, çelişkili ve zor zamanlarında üşümeyecek kadar da birbirimize yakın olmayı öğrenmeliyiz. Herkesin görünür ya da görünmez sivri oklarının olduğunu, bu okların, kişinin hem kendisine hem de başkalarına vereceği zararların bilincinde olup, ona göre davranması gerektiği gerçeğini de hiç unutmamalıyız. Bu dönem zoru başarabilen kirpilerin dönemi olacak.
Yazan : Pembe Candaner
Kaynak : SABAH

Add comment Haziran 16, 2008

HER ŞEYE SİNİR OLANLARA SİNİR OLMAK!

Niye her şeye sinir oluyorsunuz?

Belki siz olmuyorsunuzdur ama her şeye sinir olan ve sesi çok çıkan bir topluluk, bir grup var, ben bugün onlardan söz etmek istiyorum.

Çünkü onlar da beni sinir ediyor…

Hani ergenliğe geçiş döneminde durumun ve değişimin bir parçasıdır ya hiçbir şeyi beğenmeme, her şeye sinir olma, burnundan kıl aldırmama hali…

Bugünlerde elimi hangi dergiye, gazeteye atsam içinde herhangi bir şeye sinir olunmuş bir yazıyla karşılaşıyorum.

Hatta bu her şeye sinir olan kişilerin, köşe yazarlığını çocuğunun kafasına terlikle vurmaktan hazzeden annelerin hırsıyla yaptıklarını düşünüyorum…

***

Yemeği ya da atmosferi ya da kapıda arabayı teslim alan genci veya bir şekilde bir garsonun kaşını gözünü beğenmeyince hangi mekâna “gitmememiz” gerektiğini öğreniyoruz bu yazılarda…

Anneler çocuklarına “evet kızım, köftemiz çatalımızla yiyoruz değil mi?” tarzı cümleler kurduğunda veya adamın biri ilk kez gördüğü New York”u ballandıra ballandıra anlattığında, kadının biri kaşını aldırdığında, lokanta açtığında, şirket kurduğunda…

Hep sinir oluyorlar, çok sinir oluyorlar…

Oysa…

***

Mesela:

Evet, garson ter kokuyorsa sinir olalım..

Kahvenin içinden böcek çıkıyorsa olalım…

Adamın biri küfür kıyamet konuşuyorsa olalım..

Yere tükürüyor, burnunu eliyle temizleyip, elini pantolonuna sürüyorsa, olalım…

Arabadan kola ya da bira kutusunu fırlatıyor, camını açıp kül tablasını boşaltıyorsa, olalım…

Kadının teki apartman yaşamını bilmiyor ve balkondan aşağıya demlik boşaltıyorsa sinir olalım..

Yaya geçidinde, kırmızı ışıkta durmuyorsa sürücüler, emniyet şeridini babasının üzüm bağı gibi kullanıyorlarsa, olalım…

Kendisinin gerçekten farkında olmaksızın durmadan böbürleniyorsa ünlüler evet, sinir olalım..

Birileri siyasi inançları yüzünden işini yapmıyor ve yaptırmıyorsa daha da sinir olalım…
Kadın çocuğunu herkesin ortasından dövüyorsa olalım…

İnançlarımızı pazarlıyor üzerinden sağladıkları rantla sefa sürüyorlarsa evet, gerçekten sinir olalım…

Ama..

Kişisel minik, minicik hazlara ve egoların yaldızına gölge düştü diye sinir olmak, sonra da dergi, gazete sayfalarını bunlarla doldurmak neyin nesi? Kişinin kendisiyle kavgasının yani aslında kendisine sinir olmasının tezahürü olabilir mi?…

Sahi, niye her şeye sinir oluyorum diye soruyor mudur bu insanlar kendilerine?

Sanmıyorum…

Yazan : İCLAL AYDIN Kaynak : VATAN GAZETESİ

Add comment Haziran 16, 2008


Kategoriler

Sayfalar

Son Yazılar

Arşiv

Popüler Yazılar

En Fazla Tıklananlar

Etiketler

acı arzu BEYİN GÜCÜ değişim dilenci düşünme gelişmek hayal hayal kırıklığı hayat istek iyi-kötü kral murluluk mutluluk mutsuzluk uykusuzluk uyuyamamak yetenek

Yazarlar

BAĞLANTILARIM